Tüm Kararlar

Türk Medeni Hukuku

İİK m. 121 Uyarınca Ortaklığın Giderilmesi Davası

6. Hukuk Dairesi9 Mayıs 2012E. 2012/4252K. 2012/6944

İcra ve İflas Kanunu'nun 121. maddesi, borçlunun bir mal üzerindeki hakkının doğrudan paraya çevrilemediği bazı durumlarda alacaklıya ortaklığın giderilmesi davası açabilme imkânı tanımaktadır.

Ancak bu hükmün uygulanabilmesi, taşınmazın elbirliği mülkiyetine mi yoksa paylı mülkiyete mi tabi olduğuna bağlıdır.

Yargıtay'ın inceleme konusu yaptığı uyuşmazlıkta, alacaklı tarafından İİK m. 121 kapsamında yetki belgesi alınarak ortaklığın giderilmesi davası açılmış; ilk derece mahkemesi de taşınmazların satışına karar vermiştir. Ancak tapu kayıtlarında borçlunun taşınmazlarda belirli oranlarda pay sahibi olduğu anlaşılınca, Yargıtay bu kararın hukuka uygun olmadığı sonucuna ulaşmıştır.

Uyuşmazlık Nasıl Ortaya Çıktı?
Somut olayda bir kişinin borcu nedeniyle hakkında icra takibi başlatılmış ve borçlunun taşınmazlar üzerindeki hakları haczedilmiştir.
Alacaklı, borcun tahsili amacıyla İcra ve İflas Kanunu'nun 121. maddesine dayanarak yetki belgesi almış ve ardından taşınmazlar üzerindeki ortaklığın giderilmesi için dava açmıştır.

İlk derece mahkemesi, taşınmazların satılarak ortaklığın sona erdirilmesine karar vermiştir.

Ancak Yargıtay, taşınmazların mülkiyet yapısının doğru değerlendirilmediğini belirterek kararı bozmuştur.

Uyuşmazlığın temelinde ise elbirliği mülkiyeti ile paylı mülkiyet arasındaki önemli hukuki fark bulunmaktadır.

Elbirliği Mülkiyeti Nedir?
Elbirliği mülkiyetinde, ortakların taşınmaz üzerinde belirlenmiş ve bağımsız şekilde tasarruf edebilecekleri belirli payları bulunmaz.
Örneğin üç kişinin miras yoluyla bir taşınmaza sahip olması hâlinde, tapuda kişilerin ayrı ayrı belirlenmiş 1/3, 1/3 veya 1/3 oranında payları bulunmayabilir. Ortaklar, malın tamamı üzerinde birlikte hak sahibidir.

Bu nedenle ortaklardan birinin hakkı, diğerlerinden bağımsız olarak haczedilip satılabilecek belirli bir pay niteliğinde değildir.

İşte İİK m. 121'in önemi burada ortaya çıkar.

Borçlunun elbirliği mülkiyetine tabi bir taşınmazdaki hakkının doğrudan satışa konu edilmesi mümkün olmadığından, alacaklı gerekli şartların bulunması hâlinde mahkemeden yetki alarak ortaklığın giderilmesi yoluna başvurabilir.

Paylı Mülkiyette Durum Farklıdır.
Paylı mülkiyette ise her ortak taşınmaz üzerinde belirli bir paya sahiptir.

Örneğin;
Ahmet: 1/2
Mehmet: 1/4
Ayşe: 1/4
şeklinde paylar tapuda açıkça gösterilir.
Burada borçlunun hangi oranda hak sahibi olduğu bellidir. Dolayısıyla borçlunun payı, taşınmazın tamamından bağımsız olarak haczedilebilir ve icra yoluyla paraya çevrilebilir.

Bu nedenle alacaklının, borçlunun payını satabilmek için ayrıca ortaklığın giderilmesi davası açmasına gerek bulunmamaktadır.

Somut Olayda Taşınmazlar Hangi Sisteme Tabi?
Yargıtay'ın incelemesinde, dosyada bulunan tapu kayıtları belirleyici olmuştur.

Tapu kayıtlarından borçlunun; bir taşınmazda 1/2 pay sahibi olduğu, diğer taşınmazda ise 1/4 pay sahibi olduğu anlaşılmıştır.
Bu durum, taşınmazların elbirliği mülkiyetine değil, paylı mülkiyete tabi olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla borçlunun taşınmazlardaki payları belirli ve bağımsız niteliktedir. Alacaklı, borçluya ait bu payların haczedilmesini ve icra yoluyla satılmasını talep edebilir.

Bu durumda İİK m. 121 kapsamında ortaklığın giderilmesi davasına başvurulmasının hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır.

Yargıtay Neden İlk Derece Mahkemesinin Kararını Bozdu?
Yargıtay'ın yaklaşımı, mülkiyet türüne göre borçlunun hakkının nasıl paraya çevrileceği esasına dayanmaktadır.

Elbirliği mülkiyetinde:
Borçlunun bağımsız ve belirlenmiş bir payı bulunmadığından, hakkının doğrudan satılması mümkün değildir. Bu nedenle kanunda öngörülen şartların oluşması hâlinde İİK m. 121 kapsamında ortaklığın giderilmesi yoluna başvurulabilir.

Paylı mülkiyette:
Borçlunun payı belirli olduğundan, bu pay doğrudan haczedilip icra yoluyla satılabilir. Bu nedenle İİK m. 121 uyarınca ortaklığın giderilmesi davası açılmasına gerek bulunmamaktadır.

Somut olayda taşınmazların paylı mülkiyete tabi olduğu açıkça tapu kayıtlarından anlaşıldığı hâlde ortaklığın giderilmesine karar verilmesi bu nedenle hukuka aykırı bulunmuştur.

İİK m. 121 Açısından Kararın Önemi
Kararın ortaya koyduğu temel husus, her hacizli taşınmaz bakımından İİK m. 121 uyarınca ortaklığın giderilmesi davası açılamayacağıdır.
Öncelikle taşınmazdaki mülkiyet ilişkisinin niteliğinin belirlenmesi gerekir.

Borçlunun taşınmazda belirli bir payı varsa, kural olarak bu pay doğrudan icra takibine konu edilebilir. Buna karşılık borçlunun hakkı elbirliği mülkiyetinden kaynaklanıyor ve bağımsız bir pay olarak paraya çevrilemiyorsa, İİK m. 121 kapsamında ortaklığın giderilmesi mekanizması gündeme gelebilir.

Bu ayrım, hem alacaklının başvurabileceği icra yolunun hem de açılacak davanın hukuki niteliğinin belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

Sonuç
Yargıtay'ın kararında ortaya konulan temel ilke şu şekilde özetlenebilir:
İİK m. 121 kapsamında ortaklığın giderilmesi davası, borçlunun hakkının doğrudan paraya çevrilemediği ve özellikle elbirliği mülkiyetinin söz konusu olduğu hâllerde gündeme gelebilir.

Buna karşılık, taşınmaz paylı mülkiyete tabi ve borçlunun payı tapuda belirli ise, bu pay doğrudan haczedilerek icra yoluyla satılabileceğinden, İİK m. 121'e dayanılarak ortaklığın giderilmesi davası açılması mümkün değildir.

Bu nedenle icra takibinde, ortaklığın giderilmesi davasına başvurmadan önce taşınmazın mülkiyet türünün ve borçluya ait hakkın niteliğinin tapu kayıtları üzerinden dikkatle incelenmesi gerekir.

  1. Hukuk Dairesi-2012/4252-2012/6944

Not: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Somut olayın özelliklerine göre uygulanacak hukuki yol değişebileceğinden, her uyuşmazlığın ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

Av. Beyza ÇAKAR

Bu değerlendirme yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut olaylara uygulanması, dosyaya özgü bir değerlendirme gerektirir.